Bir parkta ya da açık alanda gördüğünüz anne-babaların tutumları üzerine hiç düşündünüz mü? Sizce, “yetişkin gözetiminde yaşayarak öğrenme, öğrenerek yaşama” ne anlam ifade ediyor?

   Yaz ayları… Herkes dışarıda olmak istiyor. Hele hele apartmanlar, beton yığınları arasında yaşayan çocuklar dışarıda olmanın hasreti ile kışı hastalıklarla geçirdikten sonra sokakta, parkta, var ise bahçede oynamak istiyorlar. Kışın hasta olur diye dışarıda (evde değil çocuk yuvasında olsa da ve bu yuvanın bahçesinde dahi) oynamasına izin verilmeyen (aman üstü kirlenir, aman üşütür, aman suya düşer bahaneleri ile) çocuklar, baharı koklamak, hoplamak, zıplamak, kaymak, sallanmak istiyorlar. Eğer şanslı iseler, semtlerinde sayılı oyun parkları veya henüz inşaat girmemiş alanlar var.

   Çocuk seslerinin cıvıl cıvıl geldiği bir parkta olduğumuzu düşünelim.  Şöyle bir etrafımıza bakalım: Bir yandan, kaydıraktan kayan, tekrar dikkatli bir biçimde çıkıp bu sefer tersten kayan, indiğinde kaydırağın kenarlarına sıkı sıkı tutunarak, önce yoklayıp, adeta test ederek yukarıya tırmanmaya çalışan çocuk; diğer yanda da, “Dikkat et, düşersin! Daha çok küçüksün, bu tehlikeli, sakın ha!” diyen annesinin onu rahat bırakıp kendisinin yaşıtı gibi denemesine izin vermediği ve biraz hüzünlü, biraz kızgın gözlerle kayan yaşıtına kenardan kenardan bakan çocuk…1

   Birinci tip çocuğun annesi ilgisiz bir anne olduğu için mi o kendi başına kayıyor ve yüzü gülüyor? Yoksa anne çocuğunun çok dikkatli ve becerikli, eli yatkın olduğunu bildiği için mi o kadar sakin? Ya da çocuk sürekli onu kayması için tutan, çeken, koruyan ellere alışık olmadığı için mi becerikli, kendinden emin?

   Doğru olan sonuncu tespit. Çünkü esas olarak bildiğimiz bir gerçek var: İnsanoğlu, durum ne kadar riskli ise, o kadar çok dikkatli olur. Bu davranış, biz yetişkinler kadar çocuklar için de geçerli. İkincisi, çocuk kendi başına denediği, uğraştığı ve keşfettiğinde kendi vücudunu, yapabildiklerini ve uğraştığı nesnenin riskli yanlarını daha iyi öğreniyor. Ebeveyn, onun yapmak, denemek istediğine korkarak ve karşı gelerek onu koruduğunu ve çocuğa güven verdiğini, dikkat ettiğini sanıyor. Bu tutumu ile anne-baba çocuğu korkak yaptığı gibi, onun hem isteme ve hem de kendine güvenememe arasında gidip gelmesine neden oluyor. Çocuğun hareketleri kısıtlanıyor, kasılıyor, sinirleniyor ve üzülüyor da. Aslında ne derler? Sakınılan göze çöp batar! Günlük yaşamımızda onlarca örneği deneyimlerimizle sabit değil mi?

   Birinci tip çocuğun annesi ilgisiz bir anne olduğu için mi o kendi başına kayıyor ve yüzü gülüyor? Yoksa anne çocuğunun çok dikkatli ve becerikli, eli yatkın olduğunu bildiği için mi o kadar sakin? Ya da çocuk sürekli onu kayması için tutan, çeken, koruyan ellere alışık olmadığı için mi becerikli, kendinden emin?

   Doğru olan sonuncu tespit. Çünkü esas olarak bildiğimiz bir gerçek var: İnsanoğlu, durum ne kadar riskli ise, o kadar çok dikkatli olur. Bu davranış, biz yetişkinler kadar çocuklar için de geçerli. İkincisi, çocuk kendi başına denediği, uğraştığı ve keşfettiğinde kendi vücudunu, yapabildiklerini ve uğraştığı nesnenin riskli yanlarını daha iyi öğreniyor. Ebeveyn, onun yapmak, denemek istediğine korkarak ve karşı gelerek onu koruduğunu ve çocuğa güven verdiğini, dikkat ettiğini sanıyor. Bu tutumu ile anne-baba çocuğu korkak yaptığı gibi, onun hem isteme ve hem de kendine güvenememe arasında gidip gelmesine neden oluyor. Çocuğun hareketleri kısıtlanıyor, kasılıyor, sinirleniyor ve üzülüyor da. Aslında ne derler? Sakınılan göze çöp batar! Günlük yaşamımızda onlarca örneği deneyimlerimizle sabit değil mi?

   Oysaki atılgan, atak, öğrenmeye açık bir çocuk için, dizinde hafif bir yara veya acı sürekli uyarı ve müdahaleden daha öğretici değil mi? Biz yetişkinler her yarayı, her düşüşü, her ilk yenilgiyi önlemek için bu kadar hırslı olmamalıyız. Zaten bu mümkün değil, mümkün de olmuyor. Ayrıca çocuk eğitiminde arzu edilen de bu değil. Muhakkak ki, onu çok büyük tehlikelerden koruyacağız. Vurgulamak istediğimiz, çocuk hareket ederken, kaymak isterken, atlamak isterken her dakika müdahale etmemek; “aman küçüksün, aman kafan patlar” dememek. Onları kendi sınırlarımız içinde dahi olsa özgür bırakmak belki de.2

   Bu tutum farklı durumlarda da söz konusu. Örneğin, ne kadar uğraşsak da, evimizi çocuk için yüzde yüz güvenli, ev kazalarından yüzde yüz arındırılmış hale getiremeyiz. Bahçenize, dışarı çıkmasın diye kapı yapsanız da, bir gün çocuğunuz kapıyı açmayı öğrenecek. Çakmak, bıçak, makas için “cız, bunlar çocuklar için değil“ deseniz de, saklasanız, dolabın üstüne kaldırsanız da, siz de biliyorsunuz ki problemin çözümü bu değil. Bir de şu var: Çocuk bu araçları, aletleri tanımalı. Çocukların, tehlikeli dediğimiz yanıcı veya kesici araçlarla yetişkinin himayesinde ve dikkatinde deneyim yapması da el ve motor becerileri için çok önemli.

   Beş hatta altı yaşına gelmiş çoğu çocuk, hala kendi başına ekmeğine reçeli süremiyor. Makası kullanamıyor. Şüphesiz, çocuğun eline hemen çok keskin bir ekmek bıçağını vermek veya onun ulaşacağı yerlerde ortalıkta bırakmak söz konusu değil. Fakat önemli olan üç, dört yaşındaki bir çocuğun yetişkin gözetiminde ekmek bıçağının ne kadar kesici olduğunu, elini kesmemek için nasıl kullanılacağını, nasıl tutulacağını göstermek, küçük denemeleri onunla yapmak. Yine muhakkak ki evde çakmak, kibrit gibi yanıcıları da ortada bırakmak doğru değil. Fakat diğer yandan yasaklanan, saklanan hep cezbedicidir; hele hele ateşle oynamak. Bu nedenle yine çocuğa, yetişkinin gözetiminde çakmağın nasıl kullanıldığı veya kibritin nasıl yakıldığı ve en önemlisi bunların nasıl söndürüleceğinin gösterilmesi gerekir. Çünkü bir çok ev kazasına neden olan, çocuğun kibritle oynadıktan veya bir kâğıdı çakmakla yaktıktan sonra alevler büyüyünce paniğe kapılıp söndüremeyerek etrafa atmasıdır.

   Kısaca çocuğa “sen küçüksün, bu senin için değil” diye sürekli müdahale etmek yerine neye, nerede dikkat etmesi gerektiğini göstermek, nasıl doğru yapacağını anlatmak ve denemesine gözetiminizde izin vermek eğitimine ve çocuğun gelişimine yardımcı olur.

   Çocuğun yaşı büyüdükçe riskli, tehlikeli şeyleri denemeye ihtiyacı da artar. Yetişkin olarak çocuğa bu olanakları, deneme yapacağı ortamı sunmak yetişkin olarak görev ve sorumluluklarımızı umursamamak, terk etmek anlamına gelmez. Çocuğun riziko karşısında yeteneklerini ve özelliklerini uygun bir biçimde tahmin ve takdir etmek, çocuk eğitimini ihmalcilikten ayırır. Fark buradadır. Muhakkak ki, yedi yaşında bir çocuğu bilmediği bir yere, tanımadığı bir semte dolmuşla göndermek tehlikelidir. Ama unutmamak gerekir ki, o tek başına bir işi halletmenin gururu ve güvenini yaşayacaktır. Anne-babanın veya ninenin kalp çarpıntılarını bilmese de olur, bilmesine de gerek yok. Unutmayalım ki, özgüveni olan, kendine ve yakınlarına güvenen çocuk yetiştirmek biraz başımız ağrımadan, nefesimiz daralmadan olmuyor.

Kaynak: Sosyalpedagog Macide Serpemen’ın çalışmalarından derlenmiştir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir